Didem Nur Güngören'in durumlar, kitaplar ve şeyler üzerine, yayınlanmış -bazen de yayınlanmamış- muhtelif edebi yazıları... Tarih aralığı da 1999-2010 gibi... Hepsi bir arada temiz temiz...



Arzunun Şu Tuhaf Nesnesi (Ya Da Nesneleri)

Türkiye son yılların en hareketli edebiyat günlerini yaşıyor: Orhan Pamuk’un “merakla beklenen” yeni kitabı Masumiyet Müzesi “gündeme bomba gibi düştü”. Bu arada romanın kahramanı Kemal Bey de Türk Romanının takıntılı ana karakterleri arasındaki yerini aldı.

Orhan Pamuk’un yeni projesi açığa çıktığından beri edebiyat alanında bunu konuşuyoruz; müzeyi, kitabı, kitabın nasıl da hemen çok satanlar listesinde bir numara olduğunu... Bu vaka bir bakıma Orhan Pamuk’un Nobel almasından sonra edebiyatımızın ikinci büyük gündem maddesi oldu. Uzun süredir röportaj vermeyen Orhan Pamuk da tekrar görünür oldu, kitabıyla ve projesiyle ilgili detaylı açıklamalar yaptı. Bütün bunlar olurken kitabın içeriği de (sonu hariç) gazetelerde yer aldı, Masumiyet Müzesi’nin nesneleri müzeden önce cumartesi eklerinde sunuldu.

Bu hareket aslında edebiyat alanının sıklıkla ihtiyaç duyduğu bir hareket. Nasıl Türk Sineması son senelerde ivme kazandıysa, aynı şeyin edebiyatta da başlaması ve sürmesi, sürebilmesi adına iyi günler yaşıyoruz.

Yine de elimizdeki malzemeye eleştirel şekilde yaklaşmamıza engel değil bunlar. Eleştirinin manasız ve hedefsiz bir yerme niyeti değil de, elimizdeki edebi malzemeyi başka verilerle ilişkilendirmeyi hedeflediğini hatırda tutmak lazım. Orhan Pamuk’un bize sunduğu –şimdilik son- malzemin de Türkiye’nin yakın tarihi, sosyo-politik gelişimi ve çizgisi, toplumsal sınıfların geçirdiği değişimler; bu fondaki kadın-erkek ilişkileri, evlilik ve aile kavramları vs. gibi hayli geniş alanlara yayılan ipuçları var.

Masumiyet Müzesi bir adamın ölümsüz hale getirmeye çalıştığı aşkının romanı gerçekten. Ama bu aşkın tarihini Kemal’in dümen suyundan okurken, aşık olduğu kadının dramına da seyirci kalmamak gerek galiba. Masumiyet Müzesi’ni Türk Roman’ında bir çizgiye yerleştirmeyi düşünürsek bunu bu kadın kahramandan yola çıkarak da yapmayı deneyebiliriz.
Bu toplumda artık kadının bir adı var: Füsun. Ama henüz ve maalesef hâlâ varlığa gelebilmiş değil. Masumiyet Müzesi’nin nesnelerinin etrafını kuşattığı arzu nesnesi Füsun, Kemal Bey’in ölümsüzlüğe kavuşturmak istediği aşkı olan kadın hâlâ erkek egemen bir bakışın kurbanı. Füsun’un kendisi de bu duruma tepkili; kendisine aşık olan, onu seven ailesinin ve erkeklerin ancak belli bir biçimde var olmasına izin verdiği bu kahramanın istekleri, arzuları (makul ya da değil) tam da bu sevgi ve aşk adına hiçe sayılıyor. Kemal’in arzusu nedeniyle etrafındaki her türlü nesneyi toplaması, aslında bu aşkın başında Kemal için (ve okur için) gerçek bir insan olan Füsun’u da sonunda nesneleştiriyor. Füsun’un kendi hayatından çıkacak olanakları yok, en azından o dönemde bu olanaklar oldukça kısıtlı. Yine de Füsun da aşkın bu biçimine yani bu nesne haline getirilmeye direniyor ama başaramayınca gölgelere karışıyor. Kemal’i yıkan “aşka ulaşamama” hali Füsun da bambaşka bir şekilde cereyan ediyor. Aynı durumun kurbanı olmamaya çalışan genç kız yaşamanı başka bir durumun, başka arzularının gerçekleşmemesi nedeniyle kapatıyor. Kemal’i Masumiyet Müzesi kurmaya yönelten imkansız aşkın kaynağı her ne ise, bu Füsun’un arzuladığı yaşamı da elinden alıyor.

70 ve 80’lerin Türkiye’si bir çok açıdan, bir çok insanın yaşamına sosyal, politik sebeplerden dolayı zarar verdi, Masumiyet Müzesi’nin kahramanları da doğrudan olmasa da bu iklimin (roman evrenindeki) son kurbanları gibi görünüyorlar. Kemal’in hangi şartların kurbanı olduğunu anlamak için romanda zaten yeterince ipucu var, ama Füsun’un sahip olduğu ve olamadığı şartları değerlendirmek için biraz daha derin bir okuma yapmak gerekiyor.

Masumiyet Müzesi gibi olağanüstü bir proje ile ölümsüzlüğe kavuşan Füsun’a aslında sorabilsek ne güzel olurdu, acaba gerçekten de yaşamını istediği gibi yaşamayı mı tercih ederdi yoksa kendisinin ardından bir nesneler müzesi kurulmasını mı? Bir nesne gibi bakılması, sevimlmeyi, okşanmayı, aşka boğulmayı, sevişmeyi mi isterdi yoksa film yıldızı olmayı mı?

Bu romana aslında bir adamın gerçekleşmemiş aşkı gibi bakmanın yanısıra bir kadının gerçekleşmemiş yaşamı (ve arzuları) gibi de bakabiliriz. Orhan Pamuk’un böyle bir izlek seçmesinin elbette çeşitli nedenleri olabilir, ama bu yapı, yani Füsun’un bir aşk için, bir aşk uğruna nesneleşmesinin ışık tuttuğu yerler var hayatımızda. Bugün hala kadınların politik ve ekonomik gücünü konuşuyoruz, kamusal alandaki kadın varlığını, işgücünü ve katkısını arttırmak için çareler düşünüyoruz. Daha buralara gelmeden ilk etapta kadın-erkek ilişkilerindeki temel yapılara bakmamız sorunun kökenini, sorunu varlığa getiren zihniyeti anlamak için bize yardımcı olabilir. Kemal’in takıntıya varan aşkının sorumlusunun Kemal’in kendisi olmadığını, ya da bunun kaderin bir oyunu olmadığını, bu aşkın sadece hüzünlü bir aşk hikayesi olmadığını gayet analitik bir zihinle kavrarsak, kadınlarla ilgili her türlü soruna (ister özel alanda ister kamusal alanda) net bir perspektiften bakmak mümkün olabilir. Toplumsal çıkmazlarımızın sirayet ettiği bir yer olarak kadın-erkek ilişkisine, Kemal-Füsun aşkına baktığımızda durum aslında imkansız bir aşkın masalı olmaktan daha ürkütücü görünüyor aslında. Orhan Pamuk’un bu aşk hikayesini yerleştirdiği dönem ve yer sadece panoramik bir bakışla taranmıyor. Aksine Kemal’in burjuva hayatını, Füsun’un yoksulluğunu, 70’li yıllarda farklı sınıflardan kadınların cinsellikle ilgili tutumları, bunların sebepleri , Füsun’un zihniyeti ve davranışları arasındaki derin uçurum Pamuk’un ısrarla altını çizdiği şeyler. Bir bakıma Füsun’un hikayesi dönemin burjuva kadınları kadar şansa sahip olmayan kadınlarının özgürleşme olanaklarının nasıl da ellerinden alındığına, onların da bununla nasıl da başa çıkamadığına bir örnek gibi okunabilir.

Füsun karakteri için yapılabilcek ne var? Bu hikayeyi hatırlatacak bir nesneler galerisi acaba gerçekten de Füsun’un ve Kemal’in başına gelenleri düşünmemize yol açacak kadar kuvvetli bir fikir mi? Yoksa bu hikayeyi tam da kurbanı olduğu bir zihniyetin içinden gelen bir bakışla hepten nesneleştirecek bir hareket mi?

Sorunun yanıtı için Masumiyet Müzesi’nin gerçek halini de bekleyebilirsiniz, ya da okumadıysanız romana hemen de başlayabilirsiniz. Ama bu müzenin (romanda ve gerçek hayatta) çok ince bir çizgide durduğunu ve neyi açığa çıkarmaya çalıştığına mutlaka dikkat edin... Kemal’i Zebercet’ten neyin nasıl ayırdığı üzerinde düşünmeye değer.


Masumiyet Müzesi
Orhan Pamuk
İletişim Yayınları

Yayınlanma Tarihi: Ekim 2008

Hiç yorum yok: